|
OKUL ÖNCESİNİN ÖNEMİ
“Erken Çocukluk Eğitimi” olarak adlandırılan “Okulöncesi Eğitimi”,doğumdan ilköğretimin başlangıcına kadar olan çocukluk yıllarını içine alan;çocukların bireysel özelliklerine ve gelişim düzeylerine uygun,zengin uyarıcı çevre imkanlarını sağlayan, onların tüm gelişimlerini toplumun kültürel değerleri ve özellikleri doğrultusunda, eniyi biçimde yönlendiren bir eğitim sürecidir.
İnsanın gelişimini kalıtım ve çevre etkileri belirler ve yönlendirir.Bugün için kalıtım yolu ile doğuştan getirilen özellikleri kontrol altına almak ya da değiştirmek mümkün değildir.Ancak çocuğun doğuştan getirmiş olduğu özelliklerini,gelişim düzeyine ve ihtiyaçlarını uygun çevre düzenlemeleri ile ulaşabileceği en üst sınırına ulaşmasını sağlamak mümkündür.Bu sınırlara ulaşmanın büyük ölçüde gerçekleştiği ve kişiliğin temelinin atılıp,önemli bir bölümünün şekillendiği erken çocukluk dönemi bu bakımdan oldukça önemlidir.
Erken çocukluk yıllarında temeli atılan beden sağlığı ve kişilik yapısının,ilerideki yaşlarda yön değiştirmeden,aynı yönde gelişmesi şansı oldukça yüksektir.
Uzun yıllara dayalı bir çok araştırmada,çocukluk yıllarında kazanılan davranışların büyük bir bölümünün,yetişkinlikte,bireyin kişilik yapısını,tavır,alışkanlık,inanç ve değer yargılarını biçimlendirdiği gözlenmiştir.
Eğitim bilimcisi Bloom’a göre,insan yaşamının ilk dört yılı zihinsel gelişmenin en kritik dönemidir.İnsan zekasının % 50’si 0-4 yaş arası,%30’u 4-8 arasında,% 20’i de 8-10 yaş arasında gelişmektedir. Bloom,ilk dört yıl içinde çevreden gelen eğitsel uyaranların zekayı artırdığını savunmaktadır.
Temel bilgi ve beceriler erken çocukluk yıllarında,zengin deneyimlerle kazandırılmassa,ilerideki yıllarda öğrenilseler bile,ulaşılan düzeyde eksiklikler görülür. Buna karşın erken yaşlarda zengin deneyimlerle elde edilen temel bilgi beceriler,çocukların daha ilerideki öğrenimlerinde başarılı olma şansını artırmaktadır.18 yaşına kadar gösterilen okul başarısının % 50’i okul öncesi yıllarında gösterilen başarı ile açıklanmaktadır.
Sonuç olarak,çocuğun kalıtımla getirdiği potansiyelin ne kadar gelişeceği ona ilk yıllarda sunulan eğitsel ortama bağlıdır. Bu nedenle gelişim ve öğrenmenin en hızlı olduğu,pek çok davranış ve alışkanlıkların kazanıldığı,kişiliğin temelinin atıldığı erken çocukluk yıllarında eğitime gereken önem verilmelidir.
OKUL ÖNCESİ ORTAMINDA ÇOCUKLAR NE KAZANIRLAR
Okul öncesi eğitim kurumları çocuğun kendi yaşıtları ile bir araya getirerek,grup içi etkileşimine fırsat yaratır.Gurup etkinlikleri aracılığı ile çocuk kendini tanır,kendini gruba kabul ettirecek güç ve becerilerini geliştirir,birlikte yaşamanın kurallarını öğrenir.Gurup oyunları haklarını savunurken,başkalarının hak ve özgürlüklerini kabul eder.Etkin bir grup üyeliği ve liderlik becerilerini geliştirir.Çocuk iş birliği yaparak oynamayı,rekabete girişmeyi,sempati göstermeyi okul öncesi eğitim kurumlarındaki yaşıtlarıyla olan alışveriş sonucunda kazanır. Böylece çocuk özyönelimli bir dünyadan sosyal yönelimli bir duyarlılığa geçer.
Okul öncesi eğitim kurumlarının,çocukların oyun ve arkadaş ihtiyacını karşılayan,toplumsal bir kurum olduğu söylenir.Oyun çocuğun yardımlaşma,paylaşma,işbirliği,başkalarıyla iyi ilişkiler kurma gibi sosyal davranışları kazanması açısından önemli olduğu gibi oyun içinde yapılan gözlemler çocuğun daha iyi tanınmasına da yardımcı olur.
Oyun içinde yapılan gözlemler,çocuğun liderlik özelliklerine sahip olup olmadığı,oyunlarda girişimci mi,yoksa çekingen mi davrandığı,arkadaşları ile iyi ilişkiler kurup kurmadığı,işbirlikçi ve paylaşımcı olup olmadığı,sorumluluklarını yerine getirip getirmediği,haklarını korumasını bilmediği,kolayca arkadaş edinip edinmediği,yalnızca kendi çıkarlarını düşündüğü vb. özellikleri yönünden tanınmasını sağlar.oyun sırasında yapılan gözlemlerden elde edilen bu bilgiler,çocuğun başkaları ile sosyal ilişkilerini ilişkin davranışlarını ne ölçüde geliştiğini ve gelişmediğini ortaya koyar.böylece çocuğun geliştirilmesi yada düzeltilmesi gereken davranışlarını saptama ve gerekli önlemleri zamanında alama imkanı elde edilmiş olur.
Bazı anne ve babalar çocuklarına karşı geliştirdiği aşırı koruyucu tutumları nedeniyle çocuğun kendi başına yapması gereken işlerini yapmasına ve ihtiyaçlarını karşılamasına fırsat vermezler. Çocukların arkadaşlarıyla oynamasına ve sorunlarını kendi kendine çözümlemesine imkan sağlamazlar. Aşırı koruyucu tutum içindeki anne- babalar, çocuklarının ihtiyaçlarını kendileri karşılarlar. Çocukların karşılaştıkları sorunları da kendileri çözümlerler. Böyle bir yaklaşımla yetiştirilen çocuklar anne-babalarına karşı aşırı bir bağımlılık geliştirirler ve kolay kolay kopamazlar. Oysa okul öncesi eğitim kurumlarında çocuğun kendi ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasına ve karşılaştığı sorunları kendisinin çözmesine fırsat verilir. Böylece çocuğun,sorunlarına çözümler üretebilen,bağımsız ve kendine güvenli bir kişilik yapısı geliştirmesine imkan verilir.
Okul öncesi eğitim kurumları çegingen,sıkılgan çocukların daha girişken ve güvenli olmalarına ortam hazırlar. Ayrıca anne-babaları tarafından çok şımartılmış çocukların bencil davranışları da eğitim ve etkileşim sonucunda azalır.
Okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden çocuklar hem yetişkinlerle, hem yaşıtları, hem de değişik yaş grubundaki çocuklarla etkileşimde bulunma olanağı elde ederler. Böylece çocuk hem yaşıtları ile hem de kendisinden daha büyük ve küçük çocuklarla bir arada oynamayı, grup etkinliklerine atılmayı, onların istekleri ile kendi istekleri çatıştığı zaman kimseye zarar vermeden elde etmeyi öğrenir.
Okul öncesi eğitimin sosyal gelişim üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmacılar, okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim olanağından yararlanmış çocukların bağımsızlık, katılımcılık, girişkenlik, kendine güven, merak ve çevrelerine ilgi gösterme gibi davranışlarında olumlu gelişmeler olduğunu saptamışlardır. Ayrıca çocukların okul öncesi eğitim kurumuna devam etme süresi arttıkça anti sosyal davranışların azaldığını gözlemlemişlerdir.
Bu nedenle okul öncesi eğitim kurumlarının çocuğa sağladığı yararlardan biri de çocuk için en yakın gelecek olan ilkokula hazırlamak olduğu söylenebilir. Ancak Bu hazırlama çocuğa harfleri, sayıları ezberletme ya da okuma yazma öğretmek olarak algılanmamalıdır. Önemli olan çocukların bedensel, duygusal, sosyal ve zihinsel yönden sağlıklı gelişmelerine, yaşlarının gerektirdiği olgunluk düzeyine ulaşmalarına, düzgün bir Türkçe ile konuşmalarına, ilköğretimde gerekli olan bazı beceri ve kavramları geliştirmelerine yardımcı olmaktır.
Okul öncesi eğitim kurumlarının amacı, çocuğa bazı bilgileri aktarmaktan çok çocukta var olan yeteneklerin ortaya çıkmasına ve geliştirmesini sağlayarak, onu öğrenmeye istekli hale getirmektir.
Okul öncesi eğitim kurumlarında eğitimciler tarafından yapılan gözlemler, çocuğun ilgileri, yetenekleri, sorunları ve varsa davranış bozukluklarının erken saptanmasını sağlar. Böylece çocuğu, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirerek çocuğun var olan yeteneklerinin daha iyi geliştirilmesine yardımcı olunur. Davranış bozuklukları ve sorunların erken teşhisi, bu sorunların daha büyük boyutlara ulaşmadan çözümlenebilmesini sağlar.
Okul öncesi eğitim kurumlarının amaçlarına ulaşabilmesi ve çocukların bu eğitimden gereği gibi yararlanabilmesi, iyi hazırlanmış bir eğitim programı ve bu programın uygulayıcısı olan öğretmene bağlıdır.
|